Nisan, 2010 için arşiv

Yarı Mı desek ????

Yayınlandı: Nisan 22, 2010 Uğur Türker tarafından Maç Yazıları içinde

Şampiyonlar Ligi Yarı Finali ilk maçları bana Morinho’nun Porto ile kazandığı seneyi hatırlattı. O yılda tıpkı bu sezon gibi Çeyrek Final süprizleri yaşanmış ve bir portekiz-fransız finali izlemiştik. Bu sezonda muhtemel görülen Alman-İtalyan finali benim açımdan pek tatmin edici sonuçlar içermiyor. Dünyanın oyun anlamında belirli mentaliteleri bulunan Barcelona dışındaki tüm takımları ne gariptir ki ingiliz. Tamam interinde bir kalitesi var ama bu bir fizikalite. Karşısında en az onlar kadar mücadele eden takım buldukları zaman tıkanmaları çok kolay oluyor. Zaten Morinho yıllardır Chealse de Yarı Finalin üzerine çıkamamasının ardında yatan sebep bu değilmi ? Zaten kadrosu ve fizik üstünler onu yarı finale taşıyor ama orada karşısına liverpool yada Barcelona gibi en az onlar kadar mücadeleci ve oyuncu kalitesine sahip takım çıkınca çark dönmez hale geliyor. Diyeceksiniz ki bu sezonda Morinho İnter de ve Barcelonayı 3-1 yendi ve hatta eleyecek. Bunda ne kadar Morinhonun bazı yönlerinin değişmesinin etkili olduğunu söylesekte asıl problem Barcelonanın kendisinde. Post-Etoo dönemini çok kötü geçiriyorlar ve Messi faktörü onlara bunu hissettrimedi. Rakipler Messi durdurunca ve sahada İniesta da olmayınca baskı kurup pozisyon bulamıyorlar. Bir de İbrahimovic hiç dünyaya inmeyince işler sarpa sardı. Herşeye rağmen ikinci maç çok farklı geçecektir. Gruplarda oynanan maçta İnter rakip sahaya bile geçememişti. Bir de Barca erken gol bulursa o zaman inter için beklemek kar etmeyecektir. Hepsinin ötesinde İtalya da Portekizli hakem interlilerin barçalıları dövmesine izin vermişti fakat ispanyada kararlar bu denli interci olmaz. Cambiasso, Zanetti, Samuel bu kadar cesur olamayabilirler buda onların sahada dolaşmaları demek. Malum diğer eşleşme Bayern-Lyon maçı ise bana bir grup maçı gibi geldi. Bayern 10 kişi kaldı Lyon hala bekledi. Eğer cesur olup biraz açılıp bir dış saha golü bulsalar 2-1 hatta 3-1 bile yeterdi. 1-0 dış sahada alınacak en kötü mağlubiyet. Bir de Toulalan gibi tecrübeli bir oyuncu 5 dakikada gereksiz biçimde atılınca işler iyice değişti. Son yarım saat Manchester deki maçın aynısı oldu. Tekrar söylemek istiyorum Bayern ne ingilterede ne de dün Robenin golleri olmasa gol atamaz ve elenirdi. Van Gaal sahayı okuma yeteneğini evde bırakıp maçlara geliyor heralde. Ya da Şampiyonlar ligi yarı finali AZ Alkmaar a  benzemiyor…

İkinci maç tahminleri : Barcelona 3-0 İnter ,  Lyon 2-1 Bayern Munich

Hemen Finali de yazayım.. Barca …- o Bayern

Cumartesi günü öğleden sonra sporu…

Yayınlandı: Nisan 17, 2010 Uğur Türker tarafından Maç Yazıları içinde

Yıllardır İngiltere Premier Liginde hiç gece maçı izlemedim ( hafta içi oynananları saymıyorum ). Ligin en önemli derbisi, en değerli maçı bile olsa hep cumartesi öğleden sonra oynadılar ve oyuyorlar. İşte bu yüzden futbol ingilizler için bir cumartesi öğleden sonrası sporu. Bugün ise benim açımdan belkide bir şans günü oldu. İnternet üzerinden Manchester derbisini izlemek için bilgisayarımı açıp bulduğum yayında spiker sesi yoktu ve sadece seyircilerin sesleri geliyordu. İşte ingilizlerin futbola neden bu kadar kibar bir isim bulduklarını bu spikersiz maç bana anlattı. Tribünlerin ıslık ve alkışları onların bakış açılarının aynası olsa gerek. Öyle ki Nani maçın en krtitk anında muhteşem bir çalım attığı zaman bir alkış yükseldi tıpkı açılan ortada Given başarılı bir kurtarış yaptığı zamanki gibi.Diğer taraftan Kompany kaleciye pas verdiğinde mıhteşem bir isyan ıslığı yükseldi tıpkı Vidic geriye oynadığı zamanki gibi. Hani hep deriz ya biz onlar gibi olamıyoruz… Hep kızardım bu söze ama bugün canı gönülden katılasım geldi tabii fırın sayılarımız artmazsa…

Liglerde son haftalar yaklaştıkça heyecan da artmaya devam ediyor. Önce Manchester derbisi, sonra Londra derbisi, ardından Manisa- Galatasaray ve en son da Barcelona derbisi ile kapattım günümü…

İlk bahsetmek istediğim maç kuşkusuz Manchester derbisi neden ise önce oynanması değil oyun olarak en önde oynanmasıydı. Maça halen neden Nani’yi büyük maçlarda 11 de kullanmadığını merak ettiğim Ferguson gol yemeyelim de atarız biz kadrosuyla çıktı. City ise klasik kadrosu ile gollü bir maç istediğini hissettirdi. Hafta içi Manciniyi ağır idmanlar yaptırıyor diye eleştiren Tevez zannedersem bu maçtan sonra hocasına daha ağır çalışmak istediğini söyleyebilir çünkü City maçın başlarında diri iken hem hücumda hem savunmada daha derli toplu dururken ikinci yarı oyunda ki mücadeleci oyuncu sayısı artmasına rağmen United karşısında oyun disiplinini kaybettiler ve geride iyi koşamayınca geliyorum diye bağıran gol son dakikada sahanın en çok koşan adamından geldi. Bu maç unitedı şampiyonluk potasında tutarken, Tottenham’ın Chealseyi yenmesiyle City şampiyonlar ligi yolunda büyük avantaj kaybettirdi.

İngilterenin diğer önemli maçı ise ilk maçın aksine daha az çekişmeli geçti. Tottenham maçın başında ve ilk yarının sonunda buluduğu gollerle Ancelottinin ekibini hissettirmeden yendi. Bir de üzerine Terry atılınca maç aslında 70 lerde bitmişti. Tottenham yıllardır kadrosunun takımı olmamamkla eleştiriliyoru ve galiba sonunda tecribeli Rednapp takımına bir şablon yerleştirmeyi başarmış görünüyor. Oyuncu istikrarı da yakalarlarsa çok daha tehlikeli olurlar. Chealse ise geçen hafta united blackburne puan kaybedince şampiyonluk havasına girmişti ama deplasmanda Liverpool a da kaybederler ise Ancelotti için rüya kabus olur. Nasıl derler bilirsiniz ” ibre döndü”.

Bu iki güzel stad, güzel kamera açısı ve kaliteli oyuncu maçından sonra Galatasaray maçı 1-o geride başladı zihnimde. Özellikle pas yapma konusunda zorluk çeken ligimiz topun oyunda kalma süresi bakımından çok gerilerde. Buna düşünme zamanı biraz fazla olan oyuncu grubu da eklenince aksiyon sayısı avrupa liglerinin çok gerisinde kalıyor. Bu da bizim neden avrupa kupalarında başarısız olduğumuzun cevabı olsa gerek. Gerçekten de her maçyan sonra Rijkaard daha hızlı ve efektif oynamaları gerektiğinden , Thomas Doll daha çok topu oyunda tutmaları gerektiğinden, Lemerre savunmada iyi pozisyon alıp bireysel hata yapmamaları gerktiğinden bahsetmiyormu ? İşte bu üç temel kural bizi onlardan ayıran basit ama önemli farklar. Bunlar kafamda dönerken izledim Manisaspor maçını. Manisaspor malum 0-0 serisini sürdürmek ister gibi oynadı ama karşısında çok fazla bireysel yetenekli oyunu olunca ister istemez hatalar yaptılar ve biraz da hakem kurbanı olarak kaybettiler. Galatasaray ise geçen hafta Diyarbakır maçından sonra bu maçıda kazanıp Bursaspor maçına umutlu gitti. Yine de Galatasaray oyun açısından halen savunmada duracağı yeri bilmeyen oyuncular topluluğu Lucas Neill hariç. Gerçektende Avustralyalı ne denli farklı olduğunu her saniye bize gösteriyor. İşin ilginç kısmı Türkiye Ligi için bu kadar değerli bir oyuncunun İngiltere liginin Avrupa ligi takımı Evertonda yeteri kadar forma bulamaması değilmi. Türkiye abisine küçük gelenleri giyen kardeş gibi…

Gecenin sonunda bir değer şampiyon edasıdaki takımı oynadı. Barcelona dünyanın en psikolojik yönden güçlü takımı olmasına karşın maçın ilk yarısında nasıl olsa yeneriz düşüncesiyle hiç baskı dahi kurmadan oynadı. Real Madrid ile puan farkının sadece 2 olduğunu Daniel Alves atıldıktan sonra hatırladılar. Tamam karar biraz hatalıydı ama 11e 11 oynansa bile skor değişmez izlenimi vardı maçta. Oyunun son bölümünde Guardiola sakat Zlatanı bile sahaya sürdü ama Messi büyüsü gerçekleşmeyince hafta içi cumartesi Espanyolluyum diyen Vander Vaart en mutlu adam oldu sanırım. Barcelona için geçen hafta Real Madrid maçıyla başlayan 442 leri onlar adına iç açıcı performans sergilemiyor. Real maçında bile topu çok sıkıştırıp boşlukları gerçek Barça gibi değerlendirememişlerdi ama sonuç istedikleri gibi olmuştu. Bugün ise bı sıkışılığı fark eden pochettino onları orta sahaya deyim yerindeyse hapsetti. Eğer Guardiola bu sistemi hafta içi inter karşısısnda da kullanır ise Morinho ya gün doğmuş olur. Portekizli Real Madrid serüveni öncesi bir Barça galibiyetine hayır demeyecektir.