Temmuz, 2011 için arşiv

21-22 + 4 = Brezilya 2014

Yayınlandı: Temmuz 31, 2011 Uğur Türker tarafından Değerlendirmeler, uğur türker içinde
Etiketler:,

Yıllardır Milli Takımımızın katıldığı her kura sonrası ağızlardaki sözler aynıdır : ” Liderlik için ……. ile çekişiriz. ” Ne yazık ki bugüne kadar bir türlü o liderlik mücadelesi içinde olmak istediğimiz 1. torba takımları ile yarışma içerisinde olamadık. Bunun en büyük nedeni grupların 3-4-5 torba takımlarına karşı yaptığımız manasız puan kayıpları olarak gözükse de – ki bu kayıplar bizi liderlik kadar 2.likten de etmiştir – biz 1. torba takımlarından puan alma sıkıntısı yaşıyoruz aslında. Onlar ile oynadığımız 2 maçta onlara 6 puan verince gerek matematik gerek psikolojik liderlik yarışından kopuyoruz. İspanya ve Almanya bunların en yakın örnekleri.

Bu sefer şansımız var... cidden !!!

Brezilya 2014 Dünya Kupası Grup Elemeleri kuraları sonrası Millilerin grubu :

Hollanda

Türkiye

Romanya

Macaristan

Estonya

Andorra

Kuraların sonucunda yıllardır bahsettiğimiz liderlik mücadelesi için ilk defa ciddi umutlar taşımaktayım. Hollanda Milli Takımı’nın değeri, kalitesi ve eleme başarısı dikkate alındığında onlar ile yarışma şansımız olmadığı  düşünülse de yine aynı Hollandalılar bizim son kuralarda çektiğimiz en yenilesi 1. torba takımı. Portakallar özellikle iç saha maçımızda ciddi bir taraftar desteği ve sert bir oyunla sindirilip yenilebilir. Son iki elemede karşılaştığımız Almanya ve İspanya mental ve teknik olarak Hollandalıların kat be kat önlerinde takımlardı. 2 Hollanda maçından alınabileceğine – cidden – inandığım 4 puan bizim alt grup takımlarına karşı yapabileceğimiz muhtemel puan kayıplarını telafi edebilecektir. Ek olarak, 4 puanın getireceği psikolojik üstünlük bizim kronik 3-4-5 hastalığımızı  da çözebilir. Bu nokta da unutulmaması gereken bir nokta var : Fikstür. Milli Takım Sorumluları 2010 elemelerinde yaptığımız İspanya ile 4 gün içinde ard arda oynama yanlışı içine girmemeliler. Rakiplerimiz oyuncu kalitesi bazında  bizim üzerimizde oldukları için yakın aralıklarla oynanan ikinci maçta rakip oyuncular takımımıza karşı saha içi çözümler üretmekte zorlanmıyorlar. 

Portakallar : Eleme şampiyonları..

Grubumuzun diğer takımları ise son yılların en kolayları gibi. Romanya, Macaristan, Estonya ve Andorra ile oynayacağımız 8 maçtan hedefimiz 19+ olmalı. 6 galibiyet bir beraberlikten fazlasına ihtiyacımız var gerçekten Hollanda ile liderlik yarışı yapacaksak. Bu 8 maçtan sadece dışarıda Romanya maçında puan kaybı kabul edilebilir ölçüde, kalan 7 maç mutlak kazanılmalı.

Hollanda’nın oynayacağı – biz hariç – 8 maçtan 24 puan alması süpriz değil hatta standart. Aynı 8 maçtan bizim alacabileceğimiz 21-22 puan liderliği aramızdaki 2 maça taşır. İşte bu nokta da yukarıda bahsettiğim 4 puan tezi devreye girer. Gruptaki ilk Hollanda maçımızı sahamızda oynayıp kazanırsak liderlik kapıları ilk kez aralanmış olur. Nispeten değişen çehresi ile Milli Takımımız elemelerin başlamasına kadar oyun anlamında daha tahmin edilebilir bir performans düzeyine erişirse 2014 Brezilya’ya doğrudan katılma şansımız hiç olmadığı kadar yüksek.

Son olarak kurgulanabilecek bir fikstür yazarsak :

Andorra H – Romanya H- Macaristan A – Hollanda H – Estonya A – Macaristan H – Romanya A – Andorra A – Hollanda A – Estonya H…. fikstürü eleme maçlarının oynan prosedürüne göre yaptım.

Daha yedek lazım…

Yayınlandı: Temmuz 23, 2011 Uğur Türker tarafından Değerlendirmeler, uğur türker içinde

Öncelikle Galatasaray için rol-model Sevilla olmalı. Çünkü İspanyolların istikrarlı takımı 4 – 4 – 2’yi Navas ve Diego Capel gibi iki savunma direnci düşük kanat oyuncusu ile oynayıp kayda değer başarılar elde etmişlerdi. Fatih Terim’de hazırlık maçlarından gördüğümüz kadarıyla Arda ve Kazım’ın kanatlarda Selçuk ve yeni transfer Felipe Melo’nun orta ikilide oynayacağı bir 4 – 4 -2 kurgulamış kafasında. Bu orta sahanın hücumsal zenginlikleri yanında ciddi savunma zaafiyetleri olabilir. Oyun mesafesinin genişlediği anlanlarda Kazım ve Arda bekleri için ciddi birer zaaf haline gelebilirler. Zaten Terim’in Eboue hamlesini de bu düşünceye bağlamak gerek. Fildişi Sahilli oyuncu hem sağ bek hemde sol bek olarak verimli oynayabiliyor. Sabri yada Hakan’dan hangisi formda ise Eboue’nin partneri olacaktır.

Kalitesini değil sahada yapacakları en öenmlisi.

Diğer açıdan ise en önde Baros, Elmander ikilisi özellikleri açısından çok uyumlu gözükmekte. Terim’in yeni çakma ” 10 numarası ” Elmander olacak galiba. İsveçli Bolton’dan alışık olduğu şekilde fotveti geriden destekler bir düzende oynayacak gibi. Bu sayede Elmader’in diğer futbolculara göre artısı olarak kabul edilecek fizikalitesinden savunmada az da olsa faydalanılabilir.

Genel yaklaşım olarak Terim’in 2011 takımı eskilerdeki gibi çok atıp çok yiyen bir takıma doğru gidiyor. Eğer savunmada çok bireysel ve pozisyonel krizler yaşanmaz ve orta saha kurgusu oturtulabilirse Sevilla ciddi bir hedef olabilir Galatasaray için. Bunun yanında bu yıl sadece lig ve Türkiye kupasında mücadele edilecek olsa da takımın ciddi bir yedek sıkıntısı var.

 

İlk 11 : Muslera – Hakan – Servet – Ujfalusi – Sabri/ Eboue – Arda – Melo – Selçuk – Kazım – Elmader – Baros

Yedek 11 : Ufuk – Çağlar – Gökhan – Semih – ……. – Culio – Yekta – Gülselam – Aydın – Anıl – ….

Görüldüğü üzere takımda kanat ve forvet yedekleri ciddi sorunlu. Aydın ve Anıl güvenilme sınırının altında çoktan kaldılar. Galatasaray’ın ciddi anlamda bir forvet, iki kanat ve bir savunma oyuncusuna ihtiyacı var. Volkan Şen ısrarı onun her iki kanatta da oynayabilmesinden kaynaklanıyor.

En büyük avantajı şimdi transfer olması, Taffarel sonrası değil..

Sistemin işlerliği açısından ise en önemli mevki forvet. Eğer 3. Bir oyuncu transfer edilmeden yola Stancu ile çıkılır ise Elmander ve Baros’un yokluğunda Terim’in sistem değişikliğine gitmekten başka şansı kalmıyor. O noktada ise diziliş 4 – 2 – 3 – 1′ döndürülüp Arda Alex pozisyonuna geçirilebilir. Yine de kaliteli bir sol kanat oyuncusuna ihtiyaç var.

Son olarak ise kaleci transferine değinmek istiyorum. Muslera transferi ilk konuşulurken youtube’dan Muslera’nın geçtiğimiz sezon Lazio’da yediği bütün golleri izledim. Hani derler iyi kaleci kötü gol yemez diye. Muslera’daki sorunu anlamlandıramamıştım taki Uruguay – Arjantin maçına kadar. Şimdi rahatlıkla söyleyebilirim ki Muslera müthiş kurtarışlar yapmasına neden olan adrenalini yüzünden çok kötü goller de yiyebiliyor. Soğukkanlı olması gereken zamanları mükemmel şekilde seçemiyor, en azından şimdilik. Çünkü yaşı 25 ve daha önünde en az 10 senesi var. Bu tabiri çok severim: Banu Alkan’dan sonra Marilyn Monroe etkisi yaratmak. İşte Muslera da Franco, Ufuk ve Aykut’tan sonra Kleopatra etkisi yaratacaktır. Ama görecelilik kavramının unutmamak kaydıyla…