Mesajlar Etiketlendi ‘Aykut Kocaman’

birileri play – diğerleri off…

Yayınlandı: Nisan 13, 2012 Uğur Türker tarafından Değerlendirmeler, uğur türker içinde
Etiketler:, , ,

Sizden ricam yazımın başlığına bakıp Play-off eleştirisi yapacağımı zannetmeyin. Zaten sistem en büyük eleştiriyi kendine yapmış; birileri oynuyor, diğerleri izliyor ben daha ne diyeyim… 

Futbol doğrular sporu değil, en azından maç özelinde. Rakibiniz sahada yapılamayacak bütün işleri yapsa bile siz topu rakip kaleye sokamazsanız maç 0-0 biter. Üstüne durduk yerde Duran Top’tan bir gol yerseniz, inanılamayacak maç skorları ortaya çıkabilir. 95-96 yılında oynanan Trabzonspor – Vanspor maçı bunun en tipik örneğidir benim gördüğüm. bkz. Trabzospor Vanspor

İşte bu maç içi anormali dengesizlikler denk takımlar arasında ise daha sık tekrarlanabiliyor. Maça ne kadar iyi başlarsanız başlayın, rakibinizi sindirin, sağlı sollu ataklar yapın tek bir duran top,uzaktan şut sizi mağlup duruma düşürür hatta maçı kaybettirir. Bence futboldaki gerçek saf yetenek bu tür bir özelliktir; Skoru doğrudan değiştirebilmek.** Teknik Direktörlerin ise bazı saf yetenekler ile sorun yaşamalarının sebebi budur; bazen onlar o kadar kötü oynarlar ki siz onları oyundan çıkaramazsınız. Geldik mi Alex’e…

Sahaya şişe atmak, 5. kattan sokağa çöp atmak gibidir. Halbuki medeniyet sokaklara bile çöp atmamayı gerektirir.

Geçtiğimiz gün oynanan Kayserispor – Fenerbahçe maçına 4-3-3 ile başladı Aykut Kocaman. İki sezondur Fenerbahce içinde ( böyle insanlar tanıyorum ) ve dışında ( bunları herkes tanıyordur ) bulunan Alex Karşıtları Stoch -Sow/Niang – Dia üçlüsünün kullanılmasını ve Alex’in işlerden yavaş yavaş ayağını çekmesini istiyorlar. Belli ölçülerde haklılar ve Aykut Kocaman’ın da onlardan çok da farklı düşünmüyordur. Buna rağmen hala Alex’in ısrarla kullanılmasının sırrı ise yine Alex’de saklı. Brezilyalı sadece bir tek anda bir maçın kaderini öyle bir değiştirebiliyor ki hiçbir teknik adam ondan vazgeçemiyor hatta ne kadar kötü olursa olsun oyundan bile çıkaramıyor. Ve o da takımına sezonda çokça kez gitti denilen maçları tabirimi mazur görün ” hoop ” diye getiriyor. Geldik mi Play -off’a..

Alex geçenlerde " Ben gençliğimde de öyle güçlü,koşan bir oyuncu değildim. " demiş. Doğru, kendisini hiç bozmadı.

Bu yüzden 6 haftada 24 kere Alex,Quaresma,Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Moussa Sow, Manuel Fernandes, Olcan Adın’ın oynayacağı Play-off için şimdiden konuşmak biraz abesle iştigal. Hepsi hepsini her sahada yenebilecek düzeyde olan bu 4 takım için konuşulması gereken tek şey gelecek. Yoksa 1 ay sonra başarılı olan fazla abartılacak başarısız olan ise yersiz eleştirilecek o kadar. Ya sahaya atılanlar****, ya milyon dolar borçlar, 30 bin kişinin ettiği küfürler, kavgalar ; asıl tartışılması gereken bunlar.. Dediğim gibi bazıları play – bazıları off… artık siz ne anlarsanız…

** Her yeteneli oyuncu ” kaliteli ” oyuncu değildir, tıpkı her zeki öğrencinin başarılı olamayacağı gibi.

**** Ben küfür eden, sahaya yabancı madde atan taraftar kim olursa olsun yenilsin isterim. Bilirim ki taraftara en büyük ceza yenildiği maçtan sonra eve dönerken yaşadığı o mağlubiyet duygusudur. Sizi de bunu paylaşmaya çağırıyorum.

Saygılarımla,

Reklamlar

Başarının anahtarı : Geliştirmek …

Yayınlandı: Haziran 7, 2011 Uğur Türker tarafından Değerlendirmeler, uğur türker içinde
Etiketler:, , ,

Filmi geri, Alex’in Fenerbahçe’ye geldiği sezona sarsak diyorum. Alex de Souza’nın ilk sezonlarında yaşanan koşmuyor, savunma yapmıyor tartışmalarını yapmadan, ona bugün duyduğumuz saygıyı duyabilseydik. Fenerbahçe’nin Daum ile oynamaya başladığı 4-4-1-1 sistemini Zico gelip değiştirmeye çalışmayıp, ilk sezonun ilk yarısını sonuç vermeyeceği aşikar olan denemeleriyle geçirmeyip ; tüm konsantransyonunu aldığı sistemi kusursuzlaştırmaya ayırabilseydi. Ondan sonra Aragones gelmeden, Alex’e hakettiği değeri veren bir hoca bulunabilseydi. İkinci Daum dönemine kadar zaten 6’sı belli olan takımın geri kalan 5’i transfer edilebilseydi. Hadi o da olmadı, bu sezon başı Aykut Kocaman hemen Alex’e saldırmayıp, işler kötü gidince Daum’un ne yaptığına bakmaktansa ilk günden Fenerbahçe’nin son 5 senesine objektif bakabilseydi mesela...

Fenerbahçe Tarihinin en büyüğü..

Yukarıda sayılan hiçbir ebilmek kipli cümleler imkansız değillerdi, hatta çoğunun kolay olduğu bile söylenebilir. Son 6 senede bu cümlelerin yarısı yapılabilseydi, Fenerbahçe’nin en ez 1-2 final oynamış ve Avrupa Kupaları’nda saygı görür bir takım haline gelebilirdi. İşte başarı geriye baktığımızda çok kolay gelen ama zamanı yaşarken veremediğimiz o ufacık kararların altında gizli.

Aslında bana tüm bu cümleleri kurduran Fenerbahçe’nin 2007 – 2008 yılında ulaştığı Şampiyonlar Ligi çeyrek finali. Bu başarının taktiksel anlamı ise Alex’in özelinde bir sistem; tıpkı 1996’da Fatih Terim’in uygulamaya çalışıp meyvelerini 2000’de aldığı bir anlayış : sahadaki diğer 10 oyuncu sadece 1 kişi için oynar, o bir kişi de herşey için …

İlk sezounda kaybettiği 6 ay Zico'yu belki de bir kupadan etti..

Zico 2006’da takımın başına geçtiğinde elinde bulunan hazır takım yerine maceraya girip 4-3-1-2 gibi sistemi denemeye kalkarak hem yarım sezonu harcamış hemde takımın Şampiyonlar Liginden elenmesine sebeb olmuştu. Daha sonra hatasından dönüp Daum zamanında oynanan 4-4-1-1’e yönelmiş ve o yıl Avrupa’nın en iyi oynayan takımlarından Az Alkmaar’a deplasman golü ile kaybetmişti. İkinci senesine ise ilk yıldan aldığı tecrübelerle başlayıp, sezon başından taktiksel gelişimlere zaman harcamış ve bunun karşılığına Fenerbahçe tarihinin en başarılı Avrupa Kupaları sonucunu almıştı. Fakat o yıl ligde kaybedilen Şampiyonluk sonrası takımdan ayrılmış / kovulmuştu. O yıl aynı anda Mehmet Aurelio, Deniz Barış, Stephen Appiah ortasahada görev alarak Avrupa Lig’lerinin en başarılı savunma takımını yaratmışlardı. Hücumda ise Alex’in önderliğinde Deivid ve Semih son derece başarılı olup takımı Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali’ne taşımışlardı. Avrupa Kupalarında başarılı olamadığı söylenen Alex de Souza ise o sezon Şampiyonlar Ligi’nde asist ve gol toplamında ilk 5’de yer almıştı. Çünkü her şey onun bireysel üreticiliği üzerine oturtulmuş, o ise buna maximumda cevap vermişti.

Aragones ile kaybedilen koca sene sonrası 2. Daum döneminde geçirilen harika lig başı ve sonu performansı ( ilk 8 haftada 8 , son 10 haftada 9 galibiyet ) sezonun son maçında kaybedilen diğer şampiyonluk sonrası yeniden gündem dışı olmuştu. Kabul etmemiz gerekir ki Daum’un 2. takımı pozitif bir oyun oynamıyordu ama son senesinde Aragones ile 6. olabilmiş, sistemsel olarak dağılmış bir takımdan daha fazlasını beklemek  adaletsizlik olur. En son hafta ise Trabzon naçı kazanılamayacak, Daum gidecek ve sistem yine sekteye uğrayacaktı.

Tarihe geçme fırsatı elinde. Alex ile son senesi. Herşeyini Avrupa Ligi kupası için vermeli.

2010 – 2011 sezonunda takımın başına getirilen Aykut Kocaman’ın da Fenerbahçe  kariyeri Arthur Zico ile benzer gelişti. Fakat Kocaman ek olarak  Alex’den de vazgeçmeye çalıştı. Ve tıpkı Zico gibi o da Şampiyonlar Ligi elemelerinde havlu attı, yetmedi Avrupa Ligi’nden bile elendi. Tam gönderileceği konuşulurken selefleri gibi 4-4-1-1’e yani Alex’in hükümdarlığına güvenerek bunalımdan kurtuldu. Sezonun son 18 haftasında yenilmeden şampiyonluk elde etti. Başarıdaki kilit rol Zico zamanındaki gibi kurgulanan Selçuk, Emre, Mehmet Topuz orta sahasında. Zira Fenerbahçe kendi sahasında son 9 maçta gol yemememe başarısı göstererek bu anlamda Rekorları alt-üst etti. Bu takımın savunma performansına Alex eklenince, şampiyonluk çok fazla zorlanılmadan elde edildi.

Gelecek yılın Fenerbahçesinden de 2008 yılındaki başarıyı beklemek hayalcilik olmaz. Ama artık bu zincirin 2 yıldan daha fazlalara uzanması gerek. Aykut Kocaman ne pahasına olursa olsun Fenerbahçe’de her zaman olumlu sonuçlar veren taktiksel istikrarı korumayı başarmalıdır. İşte o zaman ekonomik anlamda üst seviyelere zaten gelmiş olan Fenerbahçe, sportif olarak da beklentileri rahatlıkla karşılayabilir. 5 yıl sonra bu yazdığımız ebilmek kipli cümleler geçmiş zamanda yazılabilirse Avrupa’da sonu final ile biten turlar görmek olağan hale gelir.